T.C. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
Esas: 
2018/5563
Karar: 2019/707
K.T.: 07/02/2019

Özet: Satış bedeli ile gerçek bedel arasındaki fark, muvazaanın ispatında tek başına yeterli değildir.

MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar asıl ve birleştirilen davada davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Asıl ve birleştirilen davada davacılar, 3130 parsel sayılı taşınmaz mirasbırakan …’a ait iken hileli işlemler ile tek erkek çocuğu … ‘a geçtiğini, … ’ın da taşınmazı Mehmet’e, Mehmet’in de aynı gün … ‘ın gelini olan davalı …’ye devrettiğini, temliklerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının miras hisseleri oranında iptali ile payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.

Asıl ve birleştirilen davada davalı, dava konusu taşınmazın, kayınpederi … ’ın kazancı ile alındığı için tüm mirasçıların onayı ile devredildiğini, Fevziye Saldız mirasçıları olan davacıların miras haklarını ödemesi amacıyla kayınpederi … ’a düğün takılarını verdiğini ve karşılığında taşınmazı aldığını, diğer mirasçı davacılarla da taksim anlaşması yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, temlikin muvazaalı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan … ’in 07.11.1971 yılında öldüğü, geriye mirasçı olarak kızları … , … , oğlu … , 1996 yılında ölen kızı … ’nin mirasçıları … … , 1971 yılında mirasbırakandan sonra ölen kızı … ’ın mirasçıları … ve … ’ın kaldıkları, … mirasçılarının asıl davayı, mirasbırakanın … dışındaki çocuklarının da birleştirilen davayı açtıkları, davalının mirasbırakanın torunu … ’in eşi olduğu, çekişme konusu 3130 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı esas alınarak 20.10.1970 tarihinde tapulama tespitinin yapıldığı, taşınmaz mirasbırakana ait iken 23.06.1966 tarihinde oğlu … ’a satış suretiyle temlik ettiği ve bu tapu kaydın tapulama sırasında tespite esas alındığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Öte yandan, muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 190. maddesi ile TMK’nin 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bir başka ifade ile temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ispat külfeti davacı tarafa aittir.

Somut olaya gelince, dinlenen davacı tanıkları temlikin muvazaalı olduğu hakkında bir beyanda bulunmamışlardır. Her ne kadar, mahkemece satış bedeli ile gerçek bedel arasında fark olduğu gerekçe gösterilmişse de bu hususun tek başına muvazaanın ispatı olmayacağı açıktır. Dolayısıyla muvazaa iddiası kanıtlanmış değildir.

Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

Asıl ve birleştirilen davanın davalısının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 07/02/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.