
T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas: Esas: 2025/5177
Karar: 2025/6092
K.T.: 09.09.2025
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/678 E., 2025/701 K.
DAVA TARİHİ : 25.03.2024
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 11. İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/212 E., 2025/12 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bünyesinde 08.09.2017-21.09.2020 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız şekilde ve bildirim yapılmadan sona erdirildiğini, müvekkili tarafından davalı aleyhine … 60. İş Mahkemesinin 2024/81 Esas (Eski Esası: 2021/360) sayılı dosyası ile işçilik alacaklarının tahsili istemi ile dava açıldığını, açılmış olan bu davada davalı işveren tarafından taraflar arasında ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi düzenlendiğine ilişkin savunma yapıldığını, Mahkemece taraflarına ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali hususunda dava açmak üzere süre verilmesi üzerine eldeki dava dosyasının ikame edildiğini, müvekkili işten çıkarılırken davalı işverenlik tarafından müvekkilinin rızası hilafına içeriği okutulmayan ve matbu olarak doldurulmuş bir kısım evrakın baskı altında imzalatılarak müvekkiline cüzi bir ödeme yapıldığını, imzalatılan bu belgeler arasında dava konusu edilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin de bulunduğunu dava sürecinde öğrendiklerini, müvekkilinin ihtiyari arabuluculuk sürecinden dahi haberdar olmadığını, buna ilişkin bir başvurusunun bulunmadığını, somut olayda irade fesadı hâlinin mevcut olduğunu ve hile ile müvekkiline imza attırıldığını, arabulucu ile yüz yüze görüşme yapılmadan, arabuluculuk tutanaklarını okumasına dahi izin verilmeden tutanakların müvekkiline imzalattırıldığını, müvekkiline tutanak suretinin verilmediğini, ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının usulüne uygun şekilde yürütülmediğini ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; usulüne uygun yürütülen arabuluculuk sürecinde imzalanan anlaşma belgesinin tarihinin 23.09.2020 olduğunu, huzurdaki davanın ikame edildiği tarihin ise 25.03.2024 olduğunu, buna göre davanın hak düşürücü süre nedeni ile reddi gerektiğini, taraflar arasındaki iş ilişkisinin davacı işçinin iş sözleşmesini 21.09.2020 tarihinde feshetmesi ile sona erdiğini, söz konusu ihtiyari arabuluculuk sürecinin tüm kurallara ve usulüne uygun, yüz yüze, arabuluculuk sürecinin gerektirdiği tüm bilgilendirmeler yapılarak işletildiğini, davacının arabuluculuk sürecinden haberdar olup kendisine imzalatılan evrakın arabuluculuk evrakı olduğunun da farkında olduğunu, ilgili süreçte davacıya konu ile ilgili tüm bilgilendirmelerin yapıldığını, arabulucu tarafından, davacının imzasının olduğu anlaşma evrakında da yer aldığı üzere, müvekkili Şirketin bir kısım davalarında taraf vekilliği yaptığı hususuna yer verildiğini, bununla da yetinmeyip gerek tarafların arabulucuyu belirlediği günde (dosyanın açıldığı 22.09.2020 tarihinde) gerekse anlaşma gününde (23.09.2020 tarihinde) sözlü bilgilendirmeler dışında 2 ayrı yazılı bilgilendirmenin yapıldığı tutanakların da taraflarca imza altına alındığını, tarafların söz konusu bilgilendirme akabinde sürece devam etmek istedikleri yönündeki bilgilendirmenin de anlaşma belgesinde yer aldığını, anlaşılan hususlar ile belirlenen tutarların taraflarca imza altına alındığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının … 60. İş Mahkemesi nezdinde 2021/360 Esas sayılı işçilik alacaklarından kaynaklı davayı açmışsa da anlaşma belgesini irade fesadı ile imzaladığını ileri sürmemiş olup bu dosya kapsamında dinlenen tanık anlatımları ile davacının iddiasını ispat edemediğinin anlaşıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta taraflar arasında düzenlenen 23.09.2020 tarihli ihtiyari arabuluculuk belgesinin geçersiz olduğunun ileri sürüldüğü, dinlenen tanık beyanlarında davalı Şirketin Niğde otoyolu projesinin bitmesi sebebiyle işçilere yeni iş teklifinde bulunulduğu, devam etmek istemeyenlerle işverenin teklifi ve belirlemesi ile arabuluculuk işlemlerinin yapıldığı, tanık beyanlarından davalı Şirketin işten çıkaracağı işçilerle arabuluculuk görüşmelerinde hep aynı arabulucunun görev yaptığının anlaşıldığı, bu hususta istinaf incelemesi bekleyen … 54. İş Mahkemesinin 2021/1517 Esas, 2023/876 Karar sayılı kararının örnek olduğu, arabuluculuk sürecinin başlamasında, arabulucu seçiminde ve görüşme yeri konusunda davacının herhangi bir iradesinin bulunmadığı, fesihle birlikte arabuluculuk görüşmelerine arabulucunun davetiyle değil davalı işverenin dayatmasıyla katıldığının anlaşıldığı, tarafsız ve işverenin etkisi olmayan bir yerde görüşme yapılmadığı, arabulucu tarafından arabuluculuk süreci ve sonuçlarına ilişkin aydınlatma görevinin yerine getirilmediğinin anlaşıldığı, arabulucu tarafından uyuşmazlık çözüm yolunun temel ilkeleri olan iradilik, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uyulmadığı, arabulucunun davalının anlaşmalı arabulucusu izlenimi verildiği, arabulucu tarafından aydınlatma yükümlülüğünün ve güç dengesinin gözetilmediğinin anlaşıldığı, ihtiyari arabuluculuk anlaşma son tutanağında anlaşma sonuçlarına yer verilmediği, arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığının belgelendirilmediği, arabuluculuk anlaşma bedeli olarak ihtiyari arabuluculuk belgesinin ödeme aracı olarak kullanıldığı, sonuç olarak kanuna uygun şekilde bir ihtiyari arabuluculuk görüşmesi gerçekleştiğinin kabulünün mümkünolmadığı, 22.09.2020-23.09.2020 tarihleri arasında sonuçlandırıldığı gösterilen arabuluculuk işleminden sonra 24.09.2020 tarihinde yapılan bildirim ile 21.09.2020 tarihi ve (25) kodu ile çıkışın gösterildiği, arabulucuya başvurmadan önce taraflar arasında hangi konuda ve nasıl bir uyuşmazlık çıktığının ortaya konulmadığı, arabuluculuk yönteminin fesih işlemlerinin ve buna bağlı ödemelerin yapılması amacıyla bir araç olarak kullanılamayacağı, somut olayda taraflar arasında mevcut bir uyuşmazlığın çözümünden ziyade, usulüne uygun bir müzakere ortamı da sağlanmadan salt dava açma hakkını ortadan kaldırmak amacıyla hareket edildiği, neticeten arabulucu seçiminden arabuluculuk görüşmesinin sonunda düzenlenen anlaşma tutanağına kadar geçen sürecin usulüne uygun yürütülmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Taraflar arasındaki arabuluculuk sürecinin kanunun öngördüğü usullere uygun olarak işletilmiş bir süreç olduğunu,
2. Bölge Adliye Mahkemesince … 54. İş Mahkemesinin 2021/1517 Esas, 2023/876 Karar sayılı kararına atıf yapıldığının görüldüğünü, o hâlde söz konusu dosya ile ilgili de beyanda bulunulması gerektiğini, ilgili dava dosyasında beyanlarına başvurulan tanıklar M.D. ve F.Ç’nin ifadelerinde arabuluculuk sürecinin yüz yüze yapıldığını, herhangi bir toplu evrak imzalama durumunun söz konusu olmadığını ve sürecin taraf iradelerine uygun ilerlediğini beyan ettiklerinin sabit olduğunu,
3. Diğer yandan Bölge Adliye Mahkemesince atıf yapılan … 54. İş Mahkemesinin 2021/1517 Esas, 2023/876 Karar sayılı kararı ile kanuna uygun şekilde ihtiyari arabuluculuk görüşmesinin gerçekleştiğinin kabulünün mümkün olmadığı gerekçesi ile işçilik alacakları esastan incelenerek davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın davacı vekili ve katılma yoluyla taraflarınca istinaf edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 17.04.2025 tarihli ve 2024/1267 Esas, 2025/1116 Karar sayılı kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, taraflarının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurmak suretiyle davanın reddine dair kesin olarak karar verildiğini,
4. Dosyaya sunulan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgelerinin neredeyse tümünde bilgilendirmelerin yer alıyor olmasına karşın Bölge Adliye Mahkemesince arabuluculuk süreci ve sonuçları ile ilgili aydınlatma görevinin yerine getirilmediği, arabuluculuk uyuşmazlık çözüm yolunun temel ilkeleri olan iradilik, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uyulmadığı, arabulucunun davalının anlaşmalı arabulucusu izlenimi verildiği sonucuna hangi gerekçelerle varıldığının anlaşılamadığını,
5. İhtiyari arabuluculuk görüşmesinin, iş sözleşmesinin sona erdirilmesi ve feshin sonuçlarına ilişkin muhasebe işlemlerinin yapılması için bir araç olarak kullanılmadığını, dava dosyasında da işçinin esaslı değişikliği kabul etmediğine ve iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğine dair belgelerin mevcut olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; arabuluculuk sürecinin kanuna uygun şekilde yürütülüp yürütülmediği ve buna göre dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Somut uyuşmazlıkta; davacı işçi, işten çıkarılırken davalı işverenlik tarafından rızası hilafına içeriği okutulmayan ve matbu olarak doldurulmuş bir kısım evrakın baskı altında imzalatılarak tarafına cüzi bir ödeme yapıldığını, imzalatılan bu belgeler arasında dava konusu edilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin de bulunduğunu davalı aleyhine açılan işçilik alacaklarına ilişkin dava sürecinde öğrendiğini, arabulucunun aynı zamanda davalı işverenin avukatı olduğunu, kendisinin arabuluculuk başvurusunda bulunmadığını, ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının usulüne uygun şekilde yürütülmediğini, anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu iddia ederek ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali isteğinde bulunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince davacının iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, somut olayda taraflar arasında mevcut bir uyuşmazlığın çözümünden ziyade, usulüne uygun bir müzakere ortamı da sağlanmadan salt dava açma hakkını ortadan kaldırmak amacıyla hareket edildiği, neticeten arabulucu seçiminden arabuluculuk görüşmesinin sonunda düzenlenen anlaşma tutanağına kadar geçen sürecin usulüne uygun yürütülmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Alacaklının dava açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurması zorunluluğu ve arabuluculukta anlaşılan hususlarda dava açılamamasına ilişkin yasal düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını sınırlandırmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de arabuluculuğu hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir yöntem olarak değerlendirmiştir (Anayasa Mahkemesi, 10.07.2013 tarihli ve 2012/94 Esas, 2013/89 Karar sayılı; 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 Esas, 2018/82 Karar sayılı kararları). Anayasa Mahkemesine göre Anayasa bu tür yöntemlere başvurulup başvurulamayacağı hususunu, anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde bulundurmak şartıyla kanun koyucunun takdir yetkisine bırakmıştır (Anayasa Mahkemesi, 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 Esas, 2018/82 Karar, §16). Dolayısıyla arabuluculuğa ilişkin yasal düzenlemelerin bu çerçevede yorumlanması ve uygulamaların da sözü edilen ölçütlere göre değerlendirilmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesinin 2017/178 E., 2018/82 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere “18. İşçi ve işveren ilişkilerinde işçinin işveren karşısında zayıf konumda olduğu genel olarak kabul edilmekte ise de eşitlik, arabuluculuk kurumunun temel özelliklerindendir. Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı bendinde tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip oldukları düzenlenmiştir. Yine 6325 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrasında arabulucunun taraflar arasındaki eşitliği gözetmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan, ilgili mevzuat gereği iletişim teknikleri yönünden profesyonel, konusunda uzman, eğitimli, tarafsız, güvenilir ve objektif bir kimliğe sahip arabulucu uyuşmazlık çözüm sürecinin tüm aşamalarında taraflar arasında eşitliği gözeterek sürecin sonuçlanmasını sağlayabilecektir. Eşitliğin ön planda tutulduğu bir ortamda, işçi ve işverenin eşit düzeyde ve kendilerini rahatça ifade edebilecekleri şekilde karşılıklı olarak uyuşmazlığa çözüm bulmaları sağlandığında, işveren karşısında zayıf konumda olduğu değerlendirilen işçinin baskı altına alınacağı söylenemez.” Buna göre eşitliğin gözetilmediği, işçinin işverenle eşit düzeyde ve kendisini rahatça ifade edemediği bir ortamda işveren karşısında zayıf durumda olan işçinin baskı altında olmadığı kabul edilemez.
Arabuluculuk çözüm yöntemine başvurulabilmesi için öncelikle taraflar arasında somut bir uyuşmazlığın ortaya çıkmış olması gerekir. Çünkü arabuluculuk mevcut olan bir uyuşmazlığın anlaşma yoluyla çözülmesi için başvurulması gereken bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Diğer yandan, arabuluculuk yönteminde uyuşmazlığın uygun bir ortamda ve usulüne uygun olarak müzakere edilmesi şarttır. Özellikle bir tarafın ekonomik ve sosyal bakımdan zayıf olduğu durumlarda, müzakerenin usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi son derece önemlidir.
Dosya kapsamına göre arabulucunun aynı zamanda davalı işverenin avukatı olduğu anlaşılmaktadır. Arabuluculuk tutanağında bu hususun taraflara hatırlatıldığı, tarafların davalı vekili olan arabulucunun arabuluculuk sürecini yürütmesine muvafakat ettikleri belirtilmiştir. 6325 sayılı Kanun’un 9/2 hükmüne göre arabulucu olarak görevlendirilen kimsenin, tarafsızlığından şüphe duyulmasını gerektirecek önemli hâl ve şartların varlığı hâlinde bu hususta tarafları bilgilendirmekle yükümlü olduğu, bu açıklamaya rağmen tarafların arabulucudan birlikte talep ederlerse arabulucunun görevi üstlenebileceği belirtilmişse de, bu düzenleme taraflardan birisi ile vekilliği devam eden arabulucular için geçerli değildir. Zira vekilliği devam eden arabulucunun, müvekkilinin menfaatlerini korumaya yönelik bir tutum içinde kalarak müzakerenin işveren tarafı lehine ciddi bir üstünlük sağlaması kaçınılmazdır. Bu hâlde arabulucunun tarafsızlığından şüphe duyulması bir yana, kesin olarak tarafsız olmadığından söz edilmelidir. Başka bir anlatımla; vekilliği devam eden arabulucunun tarafsız olamayacağı şüpheli değil, kesindir. Tarafların muvafakati dahi, varılan bu sonucu değiştirmez. Bu itibarla arabuluculuk görüşmesinin usulüne uygun yürütülmediğinin kabulü gerekmekte olup irade fesadı iddiaları bakımından bir yıllık hak düşürücü sürenin geçip geçmediği de aranmaz.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre ve özellikle yukarıdaki paragraflarda yer alan açıklamaya göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Somut dosyada, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun (6325 sayılı Kanun) 9. maddesinden ne anlaşılması gerektiği uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır.
Söz konusu madde;
“Görevin özenle ve tarafsız biçimde yerine getirilmesi
MADDE 9 – (1) Arabulucu görevini özenle, tarafsız bir biçimde ve şahsen yerine getirir.
(2) Arabulucu olarak görevlendirilen kimse, tarafsızlığından şüphe edilmesini gerektirecek önemli hâl ve şartların varlığı hâlinde, bu hususta tarafları bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu açıklamaya rağmen taraflar, arabulucudan birlikte talep ederlerse, arabulucu bu görevi üstlenebilir yahut üstlenmiş olduğu görevi sürdürebilir.
(3) Arabulucu, taraflar arasında eşitliği gözetmekle yükümlüdür.
(4) Arabulucu, bu sıfatla görev yaptığı uyuşmazlıkla ilgili olarak açılan davada, daha sonra taraflardan birinin avukatı olarak görev üstlenemez.” şeklindedir.
Somut olayda; arabulucu, davalı yanın arabuluculuğa konu edilen uyuşmazlık bakımından görev ifa etmemekle birlikte genel anlamda vekâlet ilişkisi bulunduğunu, davalıyı başka davalarda avukat olarak temsil ettiğini açıklamakta, arabuluculuk görüşmesinin tarafları ise bu bilgilendirme sonrasında arabuluculuk görüşmesinin bu şartlarda devam etmesine açıkça muvafakat etmektedir.
Açık muvafakat sonrasında devam eden arabuluculuk görüşmesi anlaşma ile sonuçlanmıştır.
Davacı işçi, bilahare arabuluculuk görüşmesinin usulüne uygun yapılmadığı, iradesinin fesada uğratıldığı, alacağını çok eksik aldığı (gabin) gibi iddialar ileri sürerek arabuluculuk anlaşma tutağının iptalini talep ve dava etmiştir.
Dairemiz çoğunluğu, arabuluculuk görüşmesinin tarafı olan işverenle başka dosyalar bakımından aktif vekâlet ilişkisi bulunan arabulucunun, vekâlet ilişkisinin bulunmadığı somut uyuşmazlıkta da tarafsız olamayacağı, dolayısıyla da böyle bir arabulucu önünde gerçekleşen müzakerenin kanunun 9/1 hükmü karşısında usulsüz olduğunun kabulünde zorunluluk bulunduğu, 9/2 hükmüne uygun olarak yapılan açıklama ve alınan muvafakatin sonuca etkisinin olmadığı, bu şekilde gerçekleşmiş arabuluculuk görüşmesi sonunda imzalanan anlaşma tutanağının sırf bu nedenle geçersiz olduğu görüşündedir. Bu görüşün doğal sonucu, kanunda açık bir düzenleme olmamakla birlikte arabulucunun arabuluculuk faaliyeti bakımından yasaklı olduğu hâlin varlığını kabuldür.
Bizim kanaatimiz ise kanun koyucunun, arabulucunun tarafsızlığından şüphe duyulmasına sebep olabilecek durumların tamamı bakımından hiçbir istisnaya yer vermeden Kanun’un 9/2 hükmündeki düzenlemeyi getirdiği, ayrıca bir yasaklılık hâli öngörmediği şeklindedir.
Sayın Çoğunluğun düşündüğü gibi olsaydı kanun koyucu, yasal düzenlemeyi yaparken “Arabulucu, bu sıfatla görev yaptığı uyuşmazlıkla ilgili olarak açılan davada, daha sonra taraflardan birinin avukatı olarak görev üstlenemez.” demek yerine taraflardan birisiyle aktif vekâlet ilişkisi bulunanlar arabuluculuk yapamaz anlamında bir düzenleme yapardı.
Nitekim 6100 sayılı Kanun’un 34… sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 22. maddeleri hâkimin davaya bakmasının, 6100 sayılı Kanun’un 272. maddesi bilirkişinin bilirkişilik vazifesini üstlenmesinin, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 13… . maddeleri avukatın, 6325 sayılı Kanun’un 9. maddesi arabulucunun avukatlık yapmasının yasak olduğu hâlleri açıkça düzenlemiş; keza 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 76. maddesi de noterlik işlemine katılmanın yasak olduğu durumları saymıştır. Bu da göstermektedir ki kanun koyucu yasaklılık düşündüğü hâller bakımından kanuna açık hüküm koymakta, bu konuda tereddüde yer bırakmamaktadır.
Sonuç olarak 6325 sayılı Kanun’un 9/2 hükmü kapsamında yapılması gereken bilgilendirme/uyarma yükümlülüğü yerine getirilmiş ve taraflar buna rağmen arabuluculuk görüşmelerinin devamına rıza göstermişse bu durumda arabuluculuk görüşmesinin bu yönüyle usulüne uygun olduğunu düşündüğümüzden, aksi yöndeki Sayın Çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.