
T.C. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
Esas: 2025/6039
Karar: 2026/4692
Karar Tarih: 28.04.2026
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 56. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/135 E., 2025/609 K.
DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminin Tasfiyesinden Kaynaklanan Alacak
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 17. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2022/962 E., 2023/662 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı vekili tarafından hükmün tamamı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Dava; mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Somut olayda; taraflar 21.08.2003 tarihinde evlenmiş ve 11.12.2014 tarihinde açılan davanın kabulü ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin 3 üncü fıkrası hükmü uyarınca anlaşmalı olarak boşanmış, Mahkemece 4721 sayılı Kanun’un 184/5 maddesi hükmü uyarınca tasdikine karar verilmiş protokol içeriğinde mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak istemine dair herhangi bir düzenleme bulunmamakta olup anlaşmalı boşanmaya ilişkin davanın yapılan yargılaması sırasına taraflar 06.03.2015 tarihli duruşmada alınan imzalı beyanlarında “…Mal tasfiyesi talebimiz yoktur…” şeklinde belirttikleri, anlaşmalı boşanmaya dair kararın hüküm fıkrasında ise “…Taraflarca karşılıklı istenmediğinden maddi – manevi tazminat, nafaka, eşya, mal tasfiyesi konusunda karar verilmesine yer olmadığına, bu husustaki protokolün TMK 184/5. Maddesi gereğince TASDİKİNE…” şeklinde belirtildiği ve boşanma hükmünün belirtildiği şekilde 28.04.2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin 3 üncü fıkrası hükmü “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.” içeriğini haiz olup belirtilen Kanun hükmünde de belirtildiği üzere taraflar arasında anlaşmalı boşanmanın gerçekleşebilmesi için boşanmanın fer’îsi niteliğindeki talepler ile ilgili taraflar arasında uzlaşma sağlanması gereklidir. Bu talepler, boşanmanın mali sonuçları ile ortak çocukların durumu olarak belirtilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus ilgili maddede geçen “boşanmanın mali sonuçları” kavramının mal rejiminin tasfiyesini kapsamayacağı, boşanmanın mali sonuçları kavramından anlaşılması gerekenin 4721 sayılı Kanun’un 174 üncü, 175 inci ve 182 nci maddelerinde düzenlenen maddî, manevî tazminatlar, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olduğudur. Bununla birlikte, anlaşmalı boşanmaya dair davada tarafların mal rejiminin tasfiyesine dair düzenleme yapmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Eşler, anlaşmalı boşanma davasında mal rejiminin tasfiyesi hususunda da anlaşma yapmak istiyorlarsa, bu hususun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta olması çok önemlidir. Anlaşmalı boşanmaya dair düzenlenen protokolde soyut, muğlak, her anlama gelebilen, farklı şekilde yorumlanmaya açık, müphem sözcük ve cümleler kullanılmamalıdır. Dosya kapsamı ve anlaşmalı boşanma davasında mal rejiminin tasfiyesine ilişkin açıklama dikkate alındığında; her ne kadar İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflar arasında görülen anlaşmalı boşanma davasında tarafların mal rejiminden kaynaklanan alacak taleplerini tasfiye ettikleri kabul edilmişse de tarafların boşanma dava dosyasına sundukları boşanma protokolünde mal rejiminin tasfiyesine yönelik bir düzenleme olmadığı, yukarıda belirtildiği üzere tarafların duruşmada alınan beyanlarında ve anlaşmalı boşanma hükmünde tarafların mal tasfiyesi yönünde talepleri olmadığının belirtildiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan, feragatın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 307 nci maddesinde, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlandığı, aynı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında ise feragat beyanının açık, kayıtsız ve şartsız olmasının zorunlu olduğu, feragatin kesin ve açık bir irade beyanı ile yapılması gerektiği düzenlenmiştir. Bu durumda, tarafların anlaşmalı boşanma davasının yapılan yargılaması sırasında vermiş oldukları “…Mal tasfiyesi talebimiz yoktur…” şeklindeki imzalı beyanlarının, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak taleplerinden feragat ettiklerine dair kayıtsız, şartsız ve açık irade beyanı niteliği taşımadığı, bu kapsamda mal rejiminden kaynaklanan alacak haklarının tasfiye edilmediği anlaşılmakla Mahkemece iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanarak sonuca göre davanın esasıyla ilgili bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde anlaşmalı boşanma davasında mal rejiminin tasfiye edildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.