T.C. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi

Esas:2025/17014
Karar:2026/1019
K.T.:22.01.2026

  • MUNZAM ZARARIN TAZMİNİ (KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA TAZMİNATININ GEÇ ÖDENMESİNDEN KAYNAKLANAN)
  • TEMERRÜT FAİZİ MİKTARINCA ALACAKLININ ZARARA UĞRADIĞI
  • YASAL KARİNE
  • YÜKSEK ENFLASYON – YÜKSEK FAİZ- PARA DEĞERİNDEKİ DÜŞÜŞ – MUNZAM ZARARIN DELİLİ KABUL EDİLEMEZ
  • FAİZİ AŞAN AŞKIN (MUNZAM) ZARAR – DAVACININ KENDİSİNİN, ŞAHSEN VE SOMUT OLARAK UĞRADIĞI ZARARDIR
  • EKONOMİK KOŞULLARDAKİ BU OLUMSUZLUKLAR – DAVACIYI İSPAT YÜKÜMLÜĞÜNDEN KURTARMAZ

6100 s. Hukuk Muhakemeleri K194

6098 s. Borçlar K122

ÖZET

11.03.2026 tarihinde www.resmigazete.gov.tr’de yayınlanan Yargıtay 5. HD kararı…Uyuşmazlık, davacı tapu malikleri ile davalı idare arasındaki kamulaştırmasız el atma tazminatının geç ödenmesinden kaynaklanan munzam zararın tazmini istemine ilişkindir. 1-) Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi ya da ödenmemesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiştir. Diğer bir deyişle temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığı yasal bir karine olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi karineden istifade etme olanağı yasal olarak mevcut değildir. Davacı; para alacağını zamanında tahsil etmesi halinde ne şekilde kullanacağını, paranın zamanında verilmemesi nedeniyle faiz dışında ne gibi maddi zararlarının oluştuğunu; somut delilerle ispat edemediğinden munzam zarar istemine ilişkin davanın reddi yerine yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 29.12.2023
SAYISI : 2023/194 Esas, 2023/863 Karar
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin geç ödenmesinden kaynaklanan munzam zararın tazmini davasında yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin hissedarı olduğu Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, İvedik Mahallesi 43391 ada 1 parsel sayılı taşınmaza davalı idarece kamulaştırmasız el atılması nedeniyle mahkemece hükmedilen bedelinin geç ödenmesi nedeniyle oluşan munzam zarar bedelinin tespiti ile ödeme tarihinden itibaren kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiziyle birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İL CEVAP
Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının hissedarı olduğu Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, İvedik Mahallesi 43391 ada 1 parsel sayılı taşınmazda bulunan paya karşılık tespit edilen kamulaştırmasız el atma tazminatının geç ödendiği iddiasıyla açılan davanın reddi gerektiğini, geç ödemenin mevzuat değişikliklerinden kaynaklandığını, mahkeme kararları sonrasında uzlaştırma tutanağı imzalandığını, munzam zarar şartlarının oluşmadığını ileri sürerek davanın reddini dilemiştir. 
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. KANUN YARARINA TEMYİZ
A. Kanun Yararına Temyiz Yoluna Başvuran İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir.
B. Temyiz Sebepleri
Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz talebinde özetle; dosya kapsamına ve kararın dayandığı gerekçelere göre davacı tarafça temerrüt faizini aşan somut bir zarar olduğu ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olduğundan kararın kanun yararına bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı tapu malikleri ile davalı idare arasındaki kamulaştırmasız el atma tazminatının geç ödenmesinden kaynaklanan munzam zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. Değerlendirme
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur. 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin gerekçesinde de karar verilirken yürürlükteki hukukun yanlış uygulanmasının her an için söz konusu olabileceği, kanun yararına temyizin, yanlışlık tespit edilip daha sonra benzer işlemlerden kaçınmak için kabul edilen bir sistem olduğu, Yargıtayın yaptığı incelemede uygulamanın yanlış olduğu sonucuna ulaşırsa kararı kanun yararına bozacağı ifade edilmiştir.
2. Temyiz yolu ise olağan kanun yollarından birisidir. Bozma sebepleri, 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde sayılmıştır. Bunlar; hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi ve karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikler bulunmasıdır. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılır. Madde gerekçesinde bu husus “Temyiz incelemesini, istinaf incelemesinden ayıran temel özellik, temyiz incelemesinin usül hukuku veya maddi hukuk yönünden incelemeyi gerektirmesi, maddi vakıaların denetimi ile delil değerlendirmesine girmemesidir. Maddede bu hukuki denetimin hangi sebeplerle yapılacağı açıklığa kavuşturulmuştur. Bugüne kadar istinaf yolunun olmamasından dolayı zaman zaman Yargıtay maddi vakıalara ve delil değerlendirmesine de girmek zorunda kalabilmekteydi, istinafla birlikte artık bu ihtiyaç ortadan kalkmış ve Yargıtay tamamen bir hukuki denetim ve içtihat mercii olmuştur.” şeklinde vurgulanmıştır.
3. Belirtilen bu yasal düzenlemeler ve 6100 sayılı Kanun döneminde temyiz yolu ile ilgili özellikler dikkate alındığında, kanun yararına temyiz ile temyiz yolu arasında bir ayrım yapılması gerekmektedir. Kanun yararına temyiz başvurusunda, başvuru konusu kararın sadece “yürürlükteki hukuka aykırı olup olmadığı” denetlenir. Bu denetim ise, temyiz incelemesinin aksine, kanun yararına temyizde görece sınırlı bir inceleme yapılmasını gerektirir. Kanun yararına temyize ilişkin madde gerekçesinde de belirtildiği gibi yürürlükteki hukukun yanlış uygulanması söz konusu olduğunda, kararın kanun yararına bozulması gerekir.
4. Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi ya da ödenmemesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiştir. Diğer bir deyişle temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığı yasal bir karine olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi karineden istifade etme olanağı yasal olarak mevcut değildir. Davacı; para alacağını zamanında tahsil etmesi halinde ne şekilde kullanacağını, paranın zamanında verilmemesi nedeniyle faiz dışında ne gibi maddi zararlarının oluştuğunu; somut delilerle ispat edemediğinden munzam zarar istemine ilişkin davanın reddi yerine yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
5. Bundan ayrı, ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, 6100 sayılı Kanun’un 194 üncü maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceği gibi ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.

Hal böyle olunca, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekmekte olup kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemeyeceğinden kararın kanun yararına bozulması gerekir.
6. Kanun yararına bozma talebi bu yönüyle haklı olduğundan talebin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,
Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,
22.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.