
T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2025/114
Karar:2026/226
K.T.: 08.04.2026
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1921 E., 2024/1837 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 12.03.2024 tarihli ve
2023/10996 Esas, 2024/3046 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı idare vekili dava dilekçesinde; Ankara-Niğde Otoyolu yol inşaat ve emniyet sahası içerisinde kalan ve kamulaştırılmasına karar verilen davalıya ait Ankara ili, Şereflikoçhisar ilçesi, … Mahallesi 1805 52… parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ile yol olarak terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı idare tarafından teklif edilen bedelin çok düşük olduğunu ve taşınmazın rayiç değerinin çok altında kaldığını belirterek gerçek değerin tespit edilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 10.03.2022 tarihli ve 2020/581 Esas, 2022/101 Karar sayılı kararı ile; davanın kabulüne, dava konusu 1805 52… parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin 315.364,99 TL olarak tespitine, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile yol olarak terkinine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 13.09.2023 tarihli ve 2022/1027 Esas, 2023/2051 Karar sayılı kararı ile; daha önce incelenen ve denetimden geçen dosyalarda aynı yer ve aynı kamulaştırma kapsamında kuru arazi niteliğindeki taşınmazlarda, aynı değerlendirme tarihi itibarıyla münavebeye alınan ürünlerin verim değerleri ve ortalama kg satış fiyatlarının esas alınması gerektiği, ayrıca İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi kurulu raporunda giderler içerisine arazi kirası, değişken masraflar faizi ve genel idare giderlerinin de eklendiği, bu nedenle buğday veriminin 350 kg, saman veriminin 300 kg, bostan veriminin 1500 kg, buğday satış fiyatının 1,80 TL, samanın 0,30 TL, bostanın 1,30 TL, arazi kirası, değişken masraflar ve genel idare giderleri dâhil edilmeksizin buğday giderinin 271,50 TL, bostan giderinin ise 448,50 TL alınarak değer biçilmesi ve dava konusu taşınmazın kamulaştırılmasından arta kalan ve 4 parsel numarasını alan 11.339, 18… lik kısmın yüzölçümü ve geometrik durumu gözetildiğinde bu bölümde %30 değer azalışı hesaplanması gerektiğinden bilirkişi kurulundan ek rapor alındığı, yapılan inceleme sonucunda alınan ek rapor doğru olduğundan kamulaştırma bedelinin 717.760,16 TL olduğunun tespit edildiği anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden karar verilmesi gerektiği gibi, Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun (2942 sayılı Kanun) 10. maddesinin 9. fıkrasındaki hükmün 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na (Anayasa) aykırı görülerek iptaline karar verildiği, 2942 sayılı Kanun’un 15/son maddesindeki “Bilirkişilerce yapılan değer tespitinde, idare tarafından belgelerin mahkemeye verildiği gün esas tutulur” hükmünün hâlen yürürlükte olup, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı gerekçesinde de kamulaştırma bedelinin dava tarihi esas alınarak belirlenmesinin doğru olmadığına ve bu belirlemenin daha sonraki bir tarihe göre yapılması gerektiğine dair bir ifade yer almadığından bedelin davanın açıldığı tarihteki değere göre belirlenmesinde yasal zorunluluk bulunduğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında yürürlüğün belirli bir süre erteleneceği yönünde hüküm bulunmadığı gibi geriye yürümeme kuralının da uygulanamayacağı, taraflar arasında kararlaştırılmış daha yüksek akdi faiz oranı da bulunmadığına göre dava tarihi esas alınarak belirlenen kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için Anayasanın 46. maddesinde belirtilen en yüksek faiz olan kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulaması gerektiği gerekçesiyle davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile kamulaştırma bedelinin 717.760,16 TL olarak tespitine, bu bedelin 315.364,TL’lik kısmına dava tarihinden ilk derece mahkemesinin karar tarihi olan 10.03.2022 tarihine, 402.395,17 TL’lik kısmına dava tarihinden iş bu karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faiz işletilmesine, dava konusu taşınmazın yol olarak terkinine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
”… 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmaza 2942 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net geliri esas alınarak değer biçilmesi yöntem itibarıyla doğrudur.
Dairemiz yerleşik uygulamasına göre; özel ve dikkate alınması gereken haklı bir neden bulunmadıkça tarım arazilerinin olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir üzerinden bilimsel yöntemle yapılacak değerlendirmede münavebeye alınacak ürünler için 2941 sayılı Kanun’un 15 inci maddesinin son fıkrasındaki düzenleme uyarınca, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği gün itibarıyla dekar başına elde edilecek ortalama verime, üretim giderine ve toptan satış fiyatına ilişkin olarak ciddi istatistiki bilgilere dayalı olduğu bilinen o yerdeki Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü verilerinin esas alınması gerekmektedir.
Buna göre; arazi niteliğindeki dava konusu taşınmaza net gelir yöntemine göre değer tespitinde 2020 yılı Sarıyahşi İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinin dikkate alınması gerekirken, bu husus göz ardı edilerek hangi verilere dayanıldığı ayrıca ve açıkça belirtilmeden, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinden ayrılmayı gerektiren nedenler varsa bunlar açıklanmadan, denetime imkan vermeyecek şekilde soyut ifadelerle hazırlanan bilirkişi ek raporunun hükme esas alınmış olması hatalıdır.
01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrası iptal edilmiştir. Dava 01.08.2023 tarihinden önce açılmıştır. Anayasa’nın 153 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “İptal kararları geriye yürümez.” hükmü ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun; “Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine…” gerekçesini içeren 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı kararı ile; “Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır.” genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3-990 Esas, 2017/954 Karar sayılı kararları nazara alındığında fark kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerekirken; yazılı şekilde faize hükmedilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. ….” gerekçesiyle kararın bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay denetiminden geçen aynı bölgeye ilişkin dosyalarda aynı nitelikteki taşınmazlara uygulanan münavebe şekli ve ürünlerin verim miktarlarının esas alınmasının uygun görüldüğü, bozma kararında dava konusu taşınmazın bulunduğu yerdeki verilerin esas alınması gerektiği belirtilmiş ise de satış fiyatları ve giderler yönünden dosya arasına alınan İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 27.05.2022 tarihli cevabi yazısı ekindeki 2020 yılı verilerine göre bilirkişi kurulundan ek rapor alındığı, ek raporda m2 değerinin 24,38 TL ve %10 objektif değer artışı ile 26,82 TL olarak hesaplandığı, 2942 sayılı Kanun’un 10/8. maddesi gereğince dosyada mevcut resmî veriler ve Özel Dairenin aynı bölgeye ilişkin kararları da gözetilerek alınan ek rapor ile belirlenen bedelin adil ve hakkaniyete uygun olduğu, faiz yönünden ise önceki kararda belirtilen gerekçelerle bozma ilâmına direnilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı idare vekili; direnme kararında kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faiz oranının işletilmesine karar verilmesinin hatalı olduğunu, bozma kararında belirtildiği üzere davanın açıldığı tarihten dört ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerektiğini, istinaf mahkemesinin tensip tutanağı doğrultusunda düzenlenen raporun hükme esas alınamayacağını, tespit edilen kamulaştırma bedelinin çok yüksek olduğunu, bedel tespiti yapılırken İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden dava konusu parsel ve civarında yaygın olarak ekilen münavebe sistemi ve 2020 yılı verileri temin edilerek değer biçilmesi gerekirken daha önce onanan dosyalarda kullanıldığı belirtilerek ve bütün dosyalarda aynı ürün ve aynı verim değerleri kullanılarak kamulaştırma bedelinin belirlenmesinin hatalı olduğunu, %10 oranında objektif değer artışı uygulanmasının yerinde olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili; tespit edilen kamulaştırma bedelinin çok düşük olduğunu, taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığını, taşınmazdan arta kalan kısımların değer kaybının dikkate alınmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin istemine ilişkin eldeki davada;
Bölge Adliye Mahkemesince alınan 05.04.2023 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunun hüküm kurmaya elverişli nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmazların net gelir yöntemine göre değerinin tespitinde, 2020 yılı Şereflikoçhisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü resmî verilerinin dikkate alınmasının gerekip gerekmediği,
Dava tarihinden sonra, 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen 9. fıkrasının iptal edilmiş olması karşısında, sözü edilen düzenlemenin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı; buradan varılacak sonuca göre fark kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 9. fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten dört ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanmasının gerekip gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
İlgili Hukuk
4650 sayılı Kanun’la değişik 2942 sayılı Kanun’un 10… . maddeleri.
Değerlendirme
A- Bir numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;
Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırma bedelinin tespiti esasları” başlıklı 11. maddesine değinmek gerekmektedir.
Anılan maddede; “15 inci madde uyarınca oluşturulacak bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten sonra taşınmaz mal veya kaynağın;
a) Cins ve nevini,
b) Yüzölçümünü,
c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,
d) Varsa vergi beyanını,
e) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,
f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın (İptal edilen ibare ANY. MAH. 26.05.2016 T. 2015/55 E. 2016/45 K.) mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirini,
g) Arsalarda, kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,
h) Yapılarda, (İptal Edilen İbare ANY. MAH. 09.04.2003 T. 2002/79 E. 2003/29 K.) resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,
(Değişik bent RGT: 28.04.2018 RG NO: 30405 Kanun No: 7139/27)
ı) (İptal edilen ibare RGT: 14.05.2019 RG NO: 30774 ANY. MAH. 10.04.2019 T. 2018/156 E. 2019/22 K.) (İptal Edilen İbare RGT: 14.05.2019 RG No: 30774 ANY. MAH. 10.04.2019 T. 2018/156 E. 2019/22 K.) her bir ölçünün etkisi açıklanmak kaydıyla bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçüleri,
Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da dikkate alarak (Eklenmiş İbare RGT: 24.11.2016 RG No: 29898 Kanun No: 6754/38) Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kabul edilen değerleme standartlarına uygun, gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz malın değerini tespit ederler.
Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kar dikkate alınmaz.
Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde, bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymet düşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırma bedelidir.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
Bu maddeye göre tarım arazisi niteliğindeki taşınmazın mevkii ve şartlarına göre olduğu gibi kullanılması hâlinde ekilecek ürünler ve münavebeye alınan bu ürünlerin elde edilmesi için yapılacak harcamalar göz önünde tutularak net gelirin hesaplanması ve bilimsel yolla değerinin bulunması, bedel tespitinde etkisi olan diğer tüm unsurlar da dikkate alınarak her unsurun gerekçeleri ve değere katkı oranları ayrı ayrı belirtilip gösterilmek suretiyle kamulaştırma karşılığının tespit edilmesi gerektiği gibi, bu unsurların dayanakları olan belgelerin de getirtilmesi zorunludur.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesince kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti amacıyla yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere Şereflikoçhisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2020 yılına ait maliyet ve münavebe ürünleri tablosu dosya içerisine getirtilmiştir. Mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda, münavebe ürünleri olarak buğday ve bostan (kavun) ürünleri esas alınarak net gelir yöntemine göre kamulaştırma bedeli hesaplanmıştır.
İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf incelemesi sırasında Bölge Adliye Mahkemesince, başka bir dosya içerisinde bulunan İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verileri dosya arasına alındıktan sonra tensip ara kararı ile, aynı kamulaştırma kapsamında 2020 değerlendirme yılı olan dosyalarda kuru tarım arazilerinde uygulanan veriler rakam olarak tek tek belirtilmek suretiyle bu rakamlar esas alınarak değer biçilmesi ve kamulaştırma bedelinin hesaplanması amacıyla bilirkişi kurulundan ek rapor alınması için İlk Derece Mahkemesine yazı yazılmasına karar verilmiştir. Alınan 05.04.2023 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda belirtilen veriler esas alınarak kamulaştırma bedeli hesaplanmış, Bölge Adliye Mahkemesince bu ek rapor hükme esas alınarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince dosya içerisine getirtilen İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2020 yılı verileri ile Bölge Adliye Mahkemesince başka bir dosya içerisinden dosya arasına alınan verilerin ve yine Bölge Adliye Mahkemesince daha önce 2020 değerlendirme yılı olan dosyalarda kuru tarım arazilerinde uygulanan veriler olduğu belirtilen rakamların karşılaştırılmasında; münavebeye alınan buğday ve bostan (kavun) ürünlerinin kilogram başına dekara ortalama verim miktarlarının, satış fiyatlarının ve üretim giderlerinin birbiri ile uyumlu olmadığı, bu haliyle aralarında çelişki bulunduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmazın net gelir yöntemine göre kamulaştırma bedelinin tespitinde, münavebeye alınacak ürünler için değerlendirme yılı olan 2020 yılı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü resmî verilerinin esas alınması gerekirken, hangi verilere dayanıldığı ayrıca ve açıkça belirtilmeden, daha önce denetimden geçen dosyalarda uygulandığı belirtilen veriler uygulanmak suretiyle bilirkişi kurulundan ek rapor düzenlenmesi istenerek denetime imkân vermeyecek şekilde soyut ifadelerle hazırlanan bu ek raporun hükme esas alınmış olması yerinde değildir.
Öte yandan direnme kararında, net gelir yöntemine göre kamulaştırma bedelinin hesaplandığı, Yargıtay denetiminden geçen aynı nitelikteki taşınmazlarda uygulanan münavebe şekli ve ürünlerin verim miktarlarının esas alınmasının uygun görüldüğü, satış fiyatları ve giderler yönünden dosya arasına alınan Şereflikoçhisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 27.05.2022 tarihli cevabi yazısı ekindeki 2020 yılı verilerine göre bilirkişi kurulundan ek rapor alındığı belirtilmiştir. Özel Daire bozma kararında ise sadece resmî veriler dikkate alınarak taşınmazın değerinin belirlenmesi gerektiğine değinilmiş ancak dosya kapsamında bulunan veri tabloları ile Bölge Adliye Mahkemesinin tensip ara kararıyla belirtilen verilerin birbiri ile uyumlu olmadığı, mevcut çelişkinin giderilmesi gerektiği hususlarına değinilmemiş ise de, yukarıda belirtilen hususlar yanında, 2020 yılına ilişkin resmî veriler İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden getirtilip dosya kapsamında yer alan veri tabloları ile aralarında çelişki bulunması hâlinde çelişkinin giderilmesi ve daha sonra bilirkişi kurulundan resmî verilerin uygulanması suretiyle ek rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.
Hâl böyle olunca, bir numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararının, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Bunun yanında, Özel Daire bozma kararında; Sarıyahşi İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiş ise de dava konusu taşınmazın Şereflikoçhisar ilçesinde bulunduğu anlaşıldığından Özel Daire bozma kararında yer alan bu ibarenin maddi hata niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır.
B- İki numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;
Anayasanın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin 1. fıkrasında “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden hareketle somut norm denetimi olarak da ifade edilen itiraz yolu, bir mahkemede görülmekte olan bir davanın karara bağlanmasının, o davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün Anayasaya uygun olup olmadığının belirlenmesi ve bu belirmenin sonucuna bağlı olduğu durumlarda yapılan denetimdir. Buna göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünü Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.
Yukarıda sözü edilen 152. maddenin 3. fıkrasında ise “Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır” düzenlemesine yer verilmiş olup Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının itiraz yoluna başvuran mahkeme açısından bağlayıcı olduğu ve geriye yürüyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu noktada, iptal kararının görülmekte olan benzer davalara etkisi konusunda değerlendirme yapmak faydalı olacaktır.
Bilindiği üzere Anayasanın 153. maddesinin 5. fıkrasına göre iptal kararları geriye yürümez. İptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin hükmün temel amacı iptal edilen kanuna veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmüne dayanılarak daha önce yapılan işlemlerin geçerliliklerinin korunmasını sağlamaktır. Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında da iptal kararlarının geriye yürümezliği “Anayasa’nın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi’nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararma göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir.
İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa’nın, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur.
Öte yandan Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, yasa, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Yukarıda gösterilen ve iptal kararlarının bağlayıcılığını ortaya koyan kuralla bu kuralın birlikte değerlendirilmesi durumunda, iptal kararlarının ileriye yönelik “derhal” etkisi tartışmasız biçimde ortaya çıkar.
Böylece, Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen bir yasanın geleceğe yönelik tüm etkilerinin kaldırılması ve iptal kararına uyulması tüm devlet kuruluşlarınca kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Sonuç olarak, iptal kararlarının kimi durumda geçmişi, fakat her durumda geleceği etkilemesi asıldır.
…
Türk Anayasal sisteminde, “Devlete güven” ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır” şeklinde açıklanmıştır.
Bununla birlikte, bu ilkenin mutlak olarak kabul edilemeyeceği ortadadır. Zira yukarıda da değinildiği üzere somut norm denetiminde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse itiraz yoluna başvuran mahkeme iptal kararını uygulamak zorunda olup bu durumda iptal kararı geriye yürüyecektir; aksinin kabulü hâlinde ise mahkemeler açısından itiraz yoluna başvurulmasının bir anlamı olmayacaktır.
Diğer taraftan Anayasanın “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz” düzenlemesi; “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinin 1. fıkrasında “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler” ve 153. maddesinin 6. fıkrasında “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar” hükümleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 33. maddesinde ise “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke yer almaktadır.
Belirtmek gerekir ki, somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almış yargı ve idare kararları saklı kalmak şartıyla geriye yürüdüğünü kabul etmek gerekmektedir. İptal kararlarının geriye yürümemesi “hukuk güvenliğini sağlamak” amacı ile konmuş olduğuna göre, bu ilke yalnızca kesin hüküm hâllerinde ifade eder (Teziç, Erdoğan: Anayasa Hukuku (Genel Esaslar), 23. Bası, İstanbul 2019, s. 264, 265;).
Yapılan bu açıklamalara göre somut norm denetimi yoluyla verilen Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması zorunluluğu ortadadır.
Uyuşmazlık konusu hususun hukuki dayanağı olan 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen 9. fıkrası; “Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilir” şeklinde düzenlenmişken, 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile; “… Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa’nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence mahiyetindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasındaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olacaktır.
Öte yandan gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük ilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike tazminat ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında, kamulaştırmada taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir (bazı farklarla birlikte bkz. Saadet Ekin, B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35).
Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanma imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011). Bu sebeple devletin kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi sebebiyle paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekmektedir. Bu gereklilik aynı zamanda Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesinin de zorunlu bir sonucudur.
İtiraz konusu kuralda kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi öngörülmüştür. Kamulaştırma bedelinin geç ödendiği durumlarda kanuni faiz işletilmesi söz konusu bedelin ekonomik değerinin korunmasını temin eden araçlardan biridir. Ancak bu aracın Anayasa’nın 46. maddesindeki gerekliliklere uygun görülebilmesi için kamulaştırma bedelinin enflasyon etkisiyle yitirilen değerini karşılaması gerekir.
Anayasa Mahkemesinin gerek norm denetimi kapsamında gerekse de bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında alacakların da mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, devlet tarafından alacakların geç ödenmesi hâlinde enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödenmesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı belirtilmiştir (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/87, 19/12/2013, § 52;Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 46; Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016, § 58; Ferda Yeşiltepe[GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017, § 29).
4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesinde “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır./ Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre kanuni faiz yüzde yirmi dördü aşamamaktadır.
İtiraz konusu kuralla geç ödenen kamulaştırma bedeli için sadece kanuni faiz ödeneceği belirtilmiştir. Enflasyon nedeniyle uğranılacak ve kanuni faizi aşan zararlarla ilgili herhangi bir düzenlemeye ise yer verilmemiştir. Özellikle yüksek enflasyonist dönemlerde devletin kamulaştırma nedeniyle borçlu olduğu tutar ile alacaklı hak sahibi tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını gidermek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla hak sahibinin kamulaştırılan taşınmazının bedelini gerçek karşılık ölçütüne uygun olarak aldığından da söz edilemez.
Öte yandan idare tarafından açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında kamulaştırma bedeli dava tarihi itibarıyla belirlenmektedir. Ancak itiraz konusu kuralla faizin başlangıç tarihi yargılamanın dördüncü ayının sona erdiği tarih olarak belirlenmiştir. Bu durumda kamulaştırma bedelinin fiilen tahsis, kamulaştırılmış sayılma ve kamulaştırmaya esas rayiç bedelin belirlendiği tarihten daha sonraki bir tarihte ödenmiş olacağı ve bedelin belirlendiği tarihle faizin başlangıç tarihi arasındaki dört aylık bir sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kaybının oluşabileceği açıktır.
Bu itibarla anılan anayasal ögeleri dikkate almayan ve gerçek karşılık anayasal ölçütünü karşılamayan kural, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen, sınırlamanın Anayasa’nın sözüne aykırı olamayacağı hükmüne aykırılık teşkil etmektedir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.…” gerekçesiyle itiraz konusu kuralın iptaline karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin iptaline konu olan 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 9. fıkrası, kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesini öngörmüştür. Anılan düzenleme ile kamulaştırılan taşınmazın gerçek karşılığının malike ödenmesinin sağlanması amaçlanmış olup, Anayasa Mahkemesince anılan fıkranın gerçek karşılığa ilişkin anayasal ölçütü karşılamakta yetersiz kaldığı gerekçesiyle iptal edilmesi üzerine, ortada dava tarihi itibarıyla tespit edilen kamulaştırma bedeline faiz uygulanmasına ilişkin bir Kanun hükmü kalmadığından, faiz hususunda bir Kanun boşluğu oluşmuştur.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince eldeki davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan düzenleme gereğince, davanın açıldığı tarihten itibaren dört ay içinde dava sonuçlanmadığından kamulaştırma bedeline dördüncü ayın bittiği tarihten karar tarihine kadar yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir. Kararın istinaf incelemesi sırasında iptal kararının yürürlüğe girmesi nedeniyle, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kurulan hükümde üst norm olan Anayasanın 46. maddesi gereğince, tespit edilen fark kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faiz işletilmesine karar verilmiş, Özel Daire tarafından ise dava tarihinden sonra yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi iptal kararının geriye yürümeyeceği, bu nedenle davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 9. fıkrası gereğince fark kamulaştırma bedeline davanın açıldığı tarihten dört ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre, kamulaştırma bedeline faiz işletilmek suretiyle davalı tarafa ödenmesine ilişkin kuralın dayanağı olan hükmün 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile iptal edildiğine göre, verilen iptal kararının henüz kesinleşmemiş eldeki davada uygulanması gerekmektedir.
Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 15.02.2023 tarihli ve 2022/9-303 Esas, 2023/86 Karar; 29.09.2022 tarihli ve 2021/(22)9-157 Esas, 2022/1180 Karar; 29.09.2022 tarihli ve 2021/9-827 Esas, 2022/1181 Karar; 21.12.2021 tarihli ve 2019/9-8 Esas, 2021/1720 Karar sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır.
Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı doğrultusunda değerlendirme yapılarak, iptal edilen Kanun hükmü yerine üst norm olan Anayasanın 46. maddesinin son fıkrası uygulanmak suretiyle, dava tarihinden itibaren karar tarihine kadar geçen süre için, davalı tarafın talebi aranmaksızın kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmesi yerindedir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, her ne kadar Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı doğrultusunda karar verilmesi ve Anayasanın 46. maddesinin son fıkrası hükmü nazara alınarak dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerekmekte ise de; davalı tarafın yasal faizin dışında bir faizin uygulanmasına ilişkin 6100 sayılı Kanun’un 26/1. maddesinde düzenlenen “Taleple bağlılık ilkesi” kapsamında değerlendirilebilecek bir talebi söz konusu olmadığından, fark kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için yasal faiz oranının uygulanması gerektiği, bu nedenle direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hâl böyle olunca iki numaralı uyuşmazlık yönünden usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
I. A bendinde (§1-10) gösterilen gerekçelerle, birinci uyuşmazlık yönünden verilen direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince oy birliğiyle BOZULMASINA,
II. B bendinde (§11-26) belirtilen gerekçelerle, ikinci uyuşmazlık yönünden verilen direnme kararının oy çokluğu ile ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.2026 tarihinde kesin olarak karar verildi.