T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas: 2025/255

Karar:2026/11
K.T.: 21.01.2026

  • MADDİ TAZMİNAT
  • DAVA ŞARTI
  • ARABULUCULUK
  • ARABULUCUYA GİTMEDEN GÖREVSİZ MAHKEMEDE DAVA AÇILMASI
  • GÖREVSİZLİK KARARI VERİLMESİNDEN SONRA – GÖREVLİ MAHKEMENİN ESASINA KAYDEDİLMESİNDEN ÖNCE
  • ARABULUCULUK BAŞVURUSUNDA BULUNULARAK BAŞVURUNUN SONUÇLANDIRILMASI
  • HAK ARAMA HÜRRİYETİ
  • MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKI
  • USUL EKONOMİSİ
  • ARABULUCULUK DAVA ŞARTININ YERİNE GETİRİLDİĞİ KABUL EDİLMELİDİR.

6100 s. Hukuk Muhakemeleri K114115

6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun18

7036 s. İş Mahkemeleri Kanunu3

ÖZET

Uyuşmazlık; AHM’nde dava açıldıktan sonra ancak dosyanın görevli İş Mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuk başvurusunda bulunularak başvurunun sonuçlandırıldığı somut olayda, 7036 s. İMK’nun 3. maddesine göre arabuluculuk dava şartının yerine getirilip getirilmediği, buradan varılacak sonuca göre işin esasına girilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Eldeki dava, davacı işveren tarafından davalı işçinin verdiği iddia edilen zararın tazmini için AHM’nin görevli olduğu düşüncesiyle 13.03.2019 tarihinde açılmıştır. Davacılar davanın zorunlu arabuluculuk kapsamında olmadığından hareketle arabuluculuk başvurusunda bulunmamışlar ancak AHM’nin davaya bakmakla görevli mahkemenin İş Mahkemesi olduğu gerekçesiyle 13.12.2022 tarihinde görevsizlik kararı vermesi üzerine 26.12.2022 tarihinde arabuluculuk başvurusunda bulunmuş ve 04.01.2023 tarihinde arabuluculuk süreci tamamlanarak arabuluculuk son tutanağı düzenlenmiştir. AHM’nce verilen görevsizlik kararının istinaf edilmeksizin 08.02.2023 tarihinde kesinleşmesinden sonra dosya 24.02.2023 tarihinde İş Mahkemesine tevzi edilmiştir. Buna göre görevli İş Mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuk başvurusunda bulunularak başvurunun sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 7036 s. Kanun’un 3. maddesi ile 6325 s. Kanun’un uygulanmasındaki amaç ve hak arama hürriyeti birlikte değerlendirildiğinde somut olayda arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği kabul edilmelidir. Aksi yöndeki kabulün hak arama hürriyetinin bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkı ile bağdaşmayacağı açıktır. Görevli iş mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuk başvurusunda bulunularak başvurunun sonuçlandırıldığı gözetildiğinde davanın usulden reddine karar verilerek arabuluculuk ve dava sürecinin yeniden başlatılmasının usul ekonomisi ilkesine de aykırı olacağı ortadadır. Açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre, eldeki davada arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği kabul edilmeli ve işin esasına girilerek oluşacak sonucu göre karar verilmesi gerekmektedir.

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

SAYISI : 2024/75 E., 2024/180 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 15.01.2024 tarihli ve

2023/13461 Esas, 2024/312 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirkete ait fabrikada gece bekçisi olarak çalışan davalının fabrikada tekrar kullanılmak üzere muhafaza edilen malları (makine, demir, çelik, alet gibi) 07.12.2018 tarihi ve öncesinde hurda fiyatına üçüncü şahıslara satarak parasını zimmetine geçirdiğinin tespit edildiğini, davalı işçi hakkında hırsızlık suçundan ceza soruşturması da başlatıldığını, söz konusu malların rayiç bedeli üzerinden oluşacak zararı davalı işçinin tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek bilirkişi tarafından tespit edilecek maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı, usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi vermemiştir.

III. GÖREVSİZLİK KARARI

Hendek 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.12.2022 tarihli ve 2019/90 Esas, 2022/592 Karar sayılı kararı ile; davanın işçinin gerçekleştirdiği iddia edilen haksız fiil nedeniyle tazminat istemine ilişkin olduğu, taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunduğundan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (7036 sayılı Kanun) 5/1-a maddesine göre görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-c ve 115/2. maddeleri gereğince davanın usulden reddine ve mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş, görevsizlik kararı 08.02.2023 tarihinde istinaf edilmeyerek kesinleşmiştir.

IV. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 01.03.2023 tarihli ve 2023/39 Esas, 2023/42 Karar sayılı kararı ile; davanın görevsiz mahkemede 13.03.2019 tarihinde açıldığı, görevsizlik kararı verilmesi üzerine davacının 26.12.2022 tarihinde arabuluculuk başvurusunda bulunduğu, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin emsal nitelikteki kararlarında da belirtildiği üzere dava açıldıktan sonra arabuluculuk dava şartının tamamlanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.

V. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 23.05.2023 tarihli ve 2023/727 Esas, 2023/848 Karar sayılı kararı ile; dosyanın görevsiz mahkemeden görevli mahkemeye gönderilmiş olmasının davanın açılış tarihini değiştirmeyeceği, arabuluculuk dava şartının dava açılmadan önce gerçekleştirilmesi gerektiği, bu hususun yargılama sırasında tamamlanabilir bir dava şartı olmadığı, arabuluculuk son tutanak tarihi ve dava tarihi dikkate alındığında dava açılmadan önce arabuluculuk dava şartı gerçekleşmediğinden davanın usulden reddine yönelik İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

VI. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…1. Dava şartı olarak arabuluculuğun ağır koşullara bağlanması ve çeşitli sebeplerle birkaç defa bu yola başvurulmasının gerekliliğine dair uygulama, işe iade davalarında hak düşürücü süre sorunlarının yaşanmasına, tazminat ve alacaklar yönünden alacağın kısmen zamanaşımına uğramasına, birden fazla arabuluculuk ücretlerinin yargılama giderlerine eklenmesiyle bu yöndeki sorumluluğun taraflara paylaştırılmasında tereddütlere ve en nihayet arabulucunun sorumluluğuna neden olabilecektir. Bu tür anlaşmazlıklara ve tereddütlere meydan verilmemesi için arabuluculuk tutanağında tarafların anlaştıkları ya da anlaşamadıkları alacak kalemleri tek tek belirtilmelidir. Dairemizce; dava şartı arabuluculuk uygulamalarında başlangıçta hem talepte bulunanlar ve hem de arabulucular tarafından yapılan bu tür hatalar tarafların mağduriyetlerine sebebiyet verdiği gibi arabuluculuk uygulamasının amaçlandığı gibi uygulanmasına engel olduğundan arabuluculuğa hangi konularda başvurulduğuna ilişkin başvuru formu uygulamasının başladığı 02.06.2018 tarihine kadar arabuluculuk anlaşamama tutanağında arabuluculuğa konu alacaklar tek tek belirtilmeden “işçilik alacakları” veya “işçi işveren uyuşmazlığı” gibi soyut ifadeler kullanılmış ise taraflar arasındaki işçilik alacaklarının tamamının arabuluculuğa konu edildiğinin kabul edilmesi gerektiği görüşü benimsenerek arabuluculuk uygulamasının amaçlandığı şekilde uygulanmasına yönelik çözüm üretilmiştir.

Arabuluculuk uygulamasının amaçlandığı şekilde uygulanmasına yönelik çözüm üretilmesi gereken diğer bir konu da görevsiz mahkemede davanın açıldığı tarihten sonra ancak dosyanın görevli mahkemenin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuğa başvurulmuş ve sürecin sonuçlanmış olması hâlinde, 7036 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesine göre arabuluculuk dava şartının gerçekleşmiş kabul edilip edilemeyeceğine ilişkindir.

Somut olayda dava, 13.03.2019 tarihinde Hendek 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, Mahkemece eldeki davaya bakma görevinin iş mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle 13.12.2022 tarihinde görevsizlik kararı verilmiş ve karar istinaf edilmeksizin 08.02.2023 tarihinde kesinleşmiştir. Görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dosya 24.02.2023 tarihinde Sakarya 5. İş Mahkemesine tevzi edilmiş olup İlk Derece Mahkemesince, davacı vekilinin görevsizlik kararı verilmesinden sonra 26.12.2022 tarihinde arabuluculuk başvurusunda bulunduğu; ancak görevsiz mahkemede davanın açıldığı tarihten sonra arabuluculuk dava şartının tamamlanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Ne var ki varılan sonuç dosya kapsamına uygun değildir.

Davacı tarafça; uyuşmazlığın, işçi ile işveren arasında iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden kaynaklandığı ve 7036 sayılı Kanun’un 5 inci maddesine göre iş mahkemelerinin görev alanına girdiği göz ardı edilerek davanın görevsiz asliye hukuk mahkemesinde açıldığı, bu nedenle de 7036 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde “Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda” dava şartı olarak düzenlenen arabuluculuğa başvurulmadığı görülmektedir. Ancak Hendek 1. Asliye Hukuk Mahkemesince 13.12.2022 tarihinde görevsizlik kararı verilmesi üzerine, 26.12.2022 tarihinde arabuluculuk süreci başlatılarak 04.01.2023 tarihinde son tutanak düzenlenmiştir. Böylece dosyanın görevli olan iş mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabulucuya başvurulup sürecin sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır. Şu hâlde 7036 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun uygulanmasındaki amaç ve usul ekonomisi gözetilerek, somut dava bakımından arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği kabul edilip işin esasına girilerek oluşacak sonucu göre karar verilmesi gerekir. Bu husus gözetilmeden yazılı şekilde davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi doğru olmamıştır…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten HMK’nın 118. maddesi gereği davanın dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış sayılacağı, somut olayda 13.03.2019 tarihi itibarıyla değerlendirme yapılması gerektiği, dosyanın görevli İş Mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabulucuya başvurulmasının sonuca etkisinin bulunmadığı, arabulucuya başvuru için mahkemece davacıya süre verilemeyeceği hususunun ilgili mevzuatta açıkça düzenlendiği, aksinin yasanın öngördüğü amaç ile bağdaşmayacağı vurgulanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.

VII. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili, görevli İş Mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabulucuya başvurulup sürecin sonuçlandırıldığı, usul ekonomisi, hak arama hürriyeti ve HMK’nın 115/3. maddesi gereğince işin esasına girilmesi gerektiğini, İlk Derece Mahkemesince Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin ve diğer Hukuk Dairelerinin güncel tarihli kararlarının dikkate alınmadığını belirterek direnme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; asliye hukuk mahkemesinde dava açıldıktan sonra ancak dosyanın görevli iş mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuk başvurusunda bulunularak başvurunun sonuçlandırıldığı somut olayda, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesine göre arabuluculuk dava şartının yerine getirilip getirilmediği, buradan varılacak sonuca göre işin esasına girilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

İlgili Hukuk

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun (6325 sayılı Kanun) 18/A maddesi.

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesi.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 1 14… . maddeleri.

Değerlendirme

Uyuşmazlıkların çözümü konusunda temel olarak iki sistem bulunmaktadır. Birincisi, yargı yoluyla uyuşmazlıkların çözümü, diğeri ise yargılama yapılmadan uyuşmazlıkların çözümüdür. Arabuluculuk kurumunu da içine alan bu ikinci sistem, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak adlandırılmaktadır.

Ülkemizde hukuk uyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.06.2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanun ile kabul edilmiştir. Daha sonra başta 12.10.2017 tarihinde kabul edilen 7036 sayılı Kanun olmak üzere bazı kanunlarla arabuluculuk, dava şartı hâline getirilmiştir.

Arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) 4/1-c maddesinde; “Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi” olarak tanımlanmıştır.

Türk Hukuk Lügatı’nda da arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun ve Yönetmelik’teki tanıma benzer şekilde uyuşmazlıkların giderilmesi için sistematik yöntemler uygulayarak tarafları bir araya getirip çözüm bulmalarını sağlamayı amaçlayan yöntem olarak tarif edilmiştir (Türk Hukuk Lügatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 66).

Arabuluculuk, tarafsız bir üçüncü kişinin anlaşmazlığa düşmüş tarafların çözüme ulaşmalarında, taraflara yardımcı olma süreci olarak da ifade edilmektedir. Bu itibarla arabuluculuk kurumunun amacı, taraflara müzakere ortamı sağlayarak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasını sağlamaktır.

Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 2. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere uyuşmazlığın taraflarının kendilerini yeterince ifade etme imkânı bulduğu ve çözümün bizzat taraflarca üretildiği arabuluculuk yönteminde arabulucudan beklenen, diyalog sürecinin işlerlik kazanmasına ve canlı tutulmasına katkı sağlamasıdır. Bu şekilde taraflar arasında etkili bir iletişim kurularak her iki tarafın da menfaatlerinin en uygun şekilde dengelenmesi esasına dayalı olarak yürütülen arabuluculuk müzakereleri ile uyuşmazlıkların kesin ve kalıcı şekilde, daha kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenmesi amaçlanmaktadır. Arabuluculuk uyuşmazlığın kural olarak aleni olmayan bir ortamda çözümlenmesi ve gizliliğin sağlanması suretiyle tarafların yıpratıcı olmayan bir süreçte, özellikle 6325 sayılı Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde de vurgulandığı şekilde iş ve ticaret sırlarını da koruyarak uyuşmazlığı çözmelerinin beklendiği bir süreci hedeflemektedir.

Arabuluculuk süreci ılımlı, esnek ve mücadeleci olmayan bir yapıda kurgulanmıştır. Bu anlamda olmak üzere 6325 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde de tarafların kendi iradeleri ile uzlaşarak uyuşmazlığa son vermelerinin toplumsal barışın korunması açısından tercih sebebi sayıldığı ifade edilmiştir.

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1/2. maddesinde “Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır…” şeklinde düzenlenen hüküm ile arabuluculuk kurumunun, hangi tür uyuşmazlıklarda ve hangi şartlar altında uygulama alanı bulacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeye göre arabuluculuk kurumunun işlerlik kazanacağı uyuşmazlıklar, hukuk uyuşmazlıkları olup hukuk uyuşmazlıklarından maksat ise yabancılık unsuru taşıyanlar da dahil olmak üzere tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarıdır. Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 1/2. maddesi ile arabulucular sicilinin tutulmasına ilişkin 19/1. maddesinde açıkça “özel hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk yapmaktan” söz edilmektedir.

Diğer taraftan arabuluculuk kurumu, sadece tarafların anlaşmak suretiyle üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri hukuk uyuşmazlıkları bağlamında uygulama alanı bulacaktır. Bu durum karşısında kamu düzenine ilişkin olan ve dolayısıyla tarafların anlaşmak suretiyle üzerinde serbestçe tasarrufta bulunmasına olanak vermeyen hukuki ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulmasında, arabuluculuk kurumuna müracaat edilemeyecektir (Süha Tanrıver, Medenî Usul Hukuku, Cilt II, Ankara, 2021, s. 252; Süha Tanrıver, Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk, 2. Baskı, Ankara, 2022, s. 59).

Arabuluculuk kural olarak gönüllülük (iradilik) esasına dayanan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur. Bu husus 6325 sayılı Kanun’un 3/1. maddesinde; “Taraflar arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler. (Ek cümle:6/12/2018-7155/22 md.) Şu kadar ki dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin 18/A maddesi hükmü saklıdır” şeklinde açıkça hükme bağlanmıştır (Yönetmelik md. 5/1). Aynı maddenin 2. fıkrasında ise tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip olduğu düzenlenerek arabuluculuk sürecinde tarafların eşitliği vurgulanmıştır (Yönetmelik md. 5/2). Arabuluculuk konusunda gözetilmesi gereken ilkelerden biri olan gizlilik ilkesi ise 6325 sayılı Kanun’un 4. maddesinde hem arabulucu ile bu sürece katılan diğer üçüncü kişiler bakımından hem de taraflar ile temsilcileri bakımından özel bir düzenlemeyle hüküm altına alınmıştır (Yönetmelik md. 6).

Arabuluculukla ilgili yapılan bu genel açıklamalardan sonra eldeki davanın dava şartı arabuluculuk kapsamında olması sebebiyle bu hususta açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.

Arabuluculuk faaliyeti, yukarıda açıklanan iradilik ilkesi kapsamında ihtiyari ve dava şartı arabuluculuk olmak üzere iki türe ayrılmaktadır. Bu bağlamda dava şartı arabuluculuk, zorunlu arabuluculuk olarak değerlendirilmektedir. Arabuluculuğun dava şartı olarak öngörüldüğü hâllerde davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için arabulucuya başvurulması zorunludur.

Dava şartı arabuluculuk hukuk sistemimize, yargının iş yükünü azaltma bakımından uyuşmazlıkların dava aşamasına gelmeden çözümlenmesi için getirilmiştir. Böylelikle tarafların anlaşma niyetinde olabileceği uyuşmazlıklar dava açılmadan sona erebilmektedir. 7036 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde bu husus “İş mahkemelerinin görev alanına giren uyuşmazlıkların yapısı, tarafların konuyu müzakere ederek anlaşmaları suretiyle sonuçlandırılmasına uygundur. Bu uyuşmazlıkların, mahkeme dışında alternatif uyuşmazlık çözüm yolları marifetiyle çözülmesinin gerekliliği, özellikle son yıllarda konunun paydaşları ve aktörleri tarafından dile getirilmektedir. Tasarıyla kabul edilen önce arabulucuya başvurma zorunluluğunun, iş uyuşmazlıklarının kısa süre içinde ve daha az masrafla çözülmesine yardımcı olacağı düşünülmekte ve böylece adil yargılanma hakkının bir unsuru olan makul sürede yargılanma ilkesine riayet edilebileceği değerlendirilmektedir. Ayrıca bu yöntemin, maddi ya da şekli başka herhangi bir uyuşmazlığın doğmasını engellemek suretiyle uyuşmazlığı temelinden sonlandırması ve böylece sosyal barışa katkı sağlaması beklenmektedir. Arabuluculuk müzakerelerinin gizli olması dikkate alındığında, iki tarafın sırlarını korumaya elverişli bu yöntemde tarafların örselenmeden uyuşmazlığı sona erdirme imkanına sahip olacakları düşünülmektedir…” ifadeleriyle açıklanmıştır.

Hemen belirtmek gerekir ki, dava şartı arabuluculuk süreci bakımından zorunluluk yalnızca arabuluculuğa başvuru ile sınırlıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 7036 sayılı Kanun’un bazı maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu iddiası ile yapılan iptal başvurusuna ilişkin kararında; “…Dava şartı olmanın bir sonucu olarak arabuluculuğa başvuru bir zorunluluk arz etmekte ise de bu zorunluluk yalnızca arabuluculuğa başvuru ile sınırlı olup arabuluculuk sürecinin işleyişi ve sonucu üzerinde taraf iradelerinin egemen olduğu açıktır. Taraflar istedikleri zaman süreci sonlandırabilecekleri gibi, süreç sonunda anlaşmaya varıp varmamak konusunda da tercih hakkına sahiptirler. Anlaşmaya varılamaması hâlinde ise uyuşmazlığın çözümü için yargı yoluna başvurulması mümkündür…” ifadelerine yer verilerek bu husus vurgulanmıştır (Anayasa Mahkemesinin 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 Esas, 2018/82 Karar sayılı kararı).

Dava şartı arabuluculuğa ilişkin temel hüküm olan 6325 sayılı Kanun’un 18/A maddesi, arabuluculuk süreci hakkındaki genel çerçeveyi belirlemekle birlikte hangi uyuşmazlıkların zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu ilgili kanunlarda düzenlenmiştir. Yukarıda da değinildiği üzere dava şartı arabuluculuğa ilişkin ilk düzenleme 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile yapılmıştır. Esasen 7036 sayılı Kanun’daki iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk ile ilgili hükümlerin önemli bir kısmı 6325 sayılı Kanun’da yer alan düzenlemelerle aynıdır.

İş Mahkemeleri Kanunu’nun “Dava şartı olarak arabuluculuk” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasına göre “Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/41 md.) Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır”. Kanun hükmü ve madde gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde tarafların işçi ve işveren olması, ayrıca taleplerin birbirlerine karşı ileri sürülmesi gerekmektedir. İşçi ve işveren olan taraflar dışında kalan talepler, zorunlu arabuluculuk kapsamında değildir (Ömer Ekmekçi, Muhammet Özekes, Murat Atalı, Hukuk Uyuşmazlıklarında İhtiyarî ve Zorunlu Arabuluculuk, İstanbul, 2018, s.155).

Madde gerekçesinde ise “… işçi tarafından talep edilebilecek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı, ayrımcılık tazminatı, sendikal tazminat, ücret, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile işveren tarafından talep edilebilecek ihbar tazminatı, cezai şart, avansın iadesi ve eğitim gideri gibi alacak ve tazminat kalemleri için dava açmadan önce madde kapsamında arabulucuya başvurulması zorunlu olacaktır. Bu çerçevede 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen “Hizmet Sözleşmeleri” (genel hizmet sözleşmesi, pazarlamacılık sözleşmesi ve evde hizmet sözleşmesi) kapsamında kalan işçi ve işveren arasındaki alacak ve tazminat talepleri için de arabulucuya başvuru zorunluluğu bir dava şartı olarak kabul edildiğinden Kanunun 5 inci maddesi bu tür uyuşmazlıkları iş mahkemelerinin görevine dahil etmektedir.

Birinci fıkrada yer alan “Kanuna” ibaresiyle alacak veya tazminat talebinin 4857 sayılı İş Kanunundan veya diğer kanunlardan kaynaklanabileceği ifade edilmektedir. Maddenin üçüncü fıkrası hükmü saklı kalmak kaydıyla, işçi ve işveren arasında haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme gibi nedenlerden doğduğu iddia edilen ve iş ilişkisinden kaynaklanan alacak ve tazminat talepleri için de arabulucuya başvurulması bir dava şartı olarak öngörülmektedir. Örneğin işçi veya işverenin iş ilişkisi kapsamında birbirlerine hakaret etmekten kaynaklanan ya da işçinin işyerindeki işverene ait mal ve malzemelere zarar vermesinden doğan tazminat talepleri dava açılmadan önce bu madde kapsamında arabulucuya götürülecektir…” açıklamalarına yer verilmiştir.

Öte yandan 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasına 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 41. maddesiyle “Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır” cümlesi eklenmiş ve böylece maddenin yürürlük tarihi olan 01.09.2023 tarihinden itibaren zorunlu arabuluculuk kapsamındaki alacak ve tazminatlarla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istidat davaları bakımından da arabuluculuğa başvuru zorunlu hâle gelmiştir.

Özetle, 7036 sayılı Kanun uyuşmazlığın kapsamı ve tarafları bakımından belirlemeler yapmış olup bu Kanun kapsamındaki uyuşmazlıklar iş mahkemesinde görülmektedir. Dava şartı arabuluculuktan söz edebilmek için kanuna, bireysel iş sözleşmesine, toplu iş sözleşmesine dayanan alacak/tazminat veya işe iade talebinin iş ilişkisinden kaynaklanması, uyuşmazlık ile ilgili iş mahkemelerinin görevli olması ve tarafların işçi ile işveren olup taleplerinin birbirlerine karşı ileri sürülmesi gerekmektedir.

Gelinen aşamada 7036 sayılı Kanun’un 3/1. maddesi ile belirlenen uyuşmazlıklar bakımından arabuluculuğa başvuru zorunluluğunun dava şartı sayılması nedeniyle kısaca dava şartlarına değinilmelidir.

Bilindiği üzere mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan hâllere dava şartları denir. Dava şartlarının amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır (Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2016, s. 190).

Dava şartları HMK’nın 114. maddesinin 1. fıkrasında sayılmış olup 2. fıkrada ise özel kanunlarda dava şartı olarak öngörülmüş koşulların kararlaştırılmış olabileceğine işaret edilmiştir. Bu anlamda olmak üzere 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile getirilen iş uyuşmazlıklarında dava şartı olan arabuluculuk da özel bir dava şartı olarak karşımıza çıkmaktadır (Tanrıver, Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk, s. 159; Mustafa Serdar Özbek, Alternatif Uyuşmazlık Çözümü, 5. Baskı, Ankara, 2022, s. 1554). Özel bir dava şartı olması sebebiyle de mahkemece ayrıca değerlendirilmeli ve 7036 sayılı Kanun’da belirtilen uyuşmazlıklar bakımından öncelikle arabuluculuğa başvurulup başvurulmadığı incelenmelidir. Bu inceleme ise belgeye dayalı olarak yapılacaktır (Muhammet Özekes, Çiğdem Yazıcı, Pekcanıtez Usul Medenî Usul Hukuku, C. V, 16. Baskı, İstanbul, 2025, s. 4951, 4952).

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Dava şartlarının incelenmesi” başlıklı 115. maddesinin 1. fıkrasına göre mahkemece, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır; taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Dava şartı noksanlığının tespit edilmesi hâlinde davanın usulden reddine karar verilir. Ancak dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için ilgili tarafa kesin süre verilir ve bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse dava dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir (HMK md. 115/2).

Arabulucuya başvurunun dava şartı olduğu durumlarda ilk derece mahkemesince bu husus dikkate alınmamış olsa dahi kanun yolu aşamasında göz önünde bulundurulmalıdır. Bölge adliye mahkemesi dava şartı eksikliğini kamu düzeninden kabul ederek kendiliğinden dikkate almalı [(HMK md.353/1-a-(4)]; temyiz incelemesinde de bu husus mutlak bir bozma sebebi sayılmalıdır (HMK md. 371/1-b) (Tanrıver, Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk, s. 160).

Dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının dava şartı (zorunlu) olarak düzenlendiği hâllerde davacı, dava açarken arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir (6325 sayılı Kanun md. 18/A/2; 7036 sayılı Kanun md. 3/2).

Anılan hükümlerden de anlaşılacağı üzere davacı, dava açarken arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olup bu belgenin incelenmesi sonucu özel dava şartının yerine getirilip getirilmediğine karar verilecektir. Arabulucuya başvurulmuş ancak dava dilekçesine tutanak aslı veya onaylı örneğinin eklenmemesi hâlinde dava hemen reddedilmemekte, bir haftalık kesin süre verilerek bu eksikliğin tamamlanması istenilmektedir. Bu durum karşısında öngörülen dava şartı, tamamlanabilir bir dava şartı niteliğinde kabul edilmiş, belirli bir süre içinde tamamlanmadığında davanın usulden reddine karar verileceği belirtilmiştir (Özekes, Yazıcı, s. 4952). Hemen belirtmek gerekir ki, dava, arabulucuya başvurmadan açılmışsa, mahkemece davacıya eksikliği gidermesi için herhangi bir süre verilmeksizin ya da herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilir. Bir başka ifadeyle arabulucuya başvurulmaksızın dava açılması hâlinde taraflara arabuculuya başvurmak için kesin süre verilmeyecektir (Faruk Barış Mutlay, İş Hukukunda Zorunlu Arabuluculuk, İş Hukukunda Genç Yaklaşımlar III, Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuka Genç Yaklaşımlar Konferans Serisi No.7 İş Hukuku, İstanbul, 2018, s.67).

Bu noktada uyuşmazlığın çözümü bakımından adil yargılanma hakkı, mahkemeye erişim hakkı ve usul ekonomisi ilkesi üzerinde de durulmalıdır.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 36/1. maddesinde, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrasında usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. Bu kapsamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Anılan madde de düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından bir tanesi yargılamanın “makul bir süre içinde” bitirilmesi ilkesidir.

Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletlerin yargısal sistemlerini makul bir sürede yargılama dâhil olmak üzere Sözleşmenin 6. maddesinde yer alan şartlara uyacak şekilde düzenlemek ile görevli olduğunu belirtmiştir (Zimmerman ve Steiner/İsviçre, B. No: 8737/79, 13.07.1983, § 29).

Diğer taraftan Anayasanın 36. maddesine “adil yargılanma” ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme’yi yorumlayan AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir. Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Ali Çetin, B. No: 2024/48855, 29.07.2025, § 36, 37).

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi, Anayasal dayanağı olan bir ilke olup Anayasanın 141/4. maddesinde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir. Genel olarak boş yere dava açılmasını, yargılama sırasında gereksiz işlemlerin yapılmasını ve zor yöntemlerin seçilmesini önlemeye hizmet eder. Bunun yanı sıra anılan ilke, yargılamada emekten, zamandan ve masraftan mümkün olduğu ölçüde tasarruf edilmesine yönelik bir işlevi de yerine getirir. Başka bir anlatımla, usul ekonomisi, ihlâl edilen hukuk düzeninin en az giderle, en kısa sürede ve en az zorlukla gerçekleştirilmesini ve boş yere davalar açılmasının önüne geçilmesini sağlamaya yönelik bir yargılama hukuku ilkesidir (Emel Hanağası, Davada Menfaat, Ankara, 2009, s.32).

Somut olayda davacı işveren, müvekkili şirkete ait fabrikada gece bekçisi olarak çalışan davalı işçinin fabrikada tekrar kullanılmak üzere muhafaza edilen malları hurda fiyatına üçüncü şahıslara sattığını ve parasını zimmetine geçirdiğini ileri sürerek oluşan maddi zararının davalıdan tahsili istemi ile 13.03.2019 tarihinde Hendek 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Hendek 1. Asliye Hukuk Mahkemesince eldeki davaya bakma görevinin İş Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle 13.12.2022 tarihinde görevsizlik kararı verilmiş ve karar istinaf edilmeksizin 08.02.2023 tarihinde kesinleşmiştir. Görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra 24.02.2023 tarihinde dosyanın tevzi edildiği Sakarya 5. İş Mahkemesince 01.03.2023 tarihli kararı ile arabuluculuk başvurusunun dava açıldıktan sonra 26.12.2022 tarihinde yapıldığı, dava açıldıktan sonra arabuluculuk dava şartının tamamlanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Belirtmek gerekir ki, HMK’nın “Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler” başlıklı 20. maddesinin 1. fıkrasına göre mahkemece görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde dava açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen karar verilir.

Görevli veya yetkili mahkemede devam eden dava, dava şartı arabuluculuk kapsamına girmekteyse bu dava şartının varlığı araştırılmalıdır. Görevsiz veya yetkisiz mahkemede açılmış olan davada dava şartı noksanlığı yoksa görevli veya yetkili mahkemede davaya devam edilirken tekrar dava şartı arabuluculuğa başvurmak gerekmez. Diğer taraftan görevsiz veya yetkisiz mahkemede dava açıldıktan sonra ve fakat dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesinden önce dava şartı arabuluculuğa ilişkin dava şartı eksikliği tamamlanmış ise görevli veya yetkili mahkemede davaya devam edildiğinde dava şartı tamdır. Görevli veya yetkili mahkemede tekrar arabuluculuğa başvurulması gerekmeden davanın esasına geçilmelidir (Özbek, s. 1557).

Eldeki dava, davacı işveren tarafından davalı işçinin verdiği iddia edilen zararın tazmini için Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu düşüncesiyle 13.03.2019 tarihinde açılmıştır. Davacılar davanın zorunlu arabuluculuk kapsamında olmadığından hareketle arabuluculuk başvurusunda bulunmamışlar ancak Hendek 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin davaya bakmakla görevli mahkemenin İş Mahkemesi olduğu gerekçesiyle 13.12.2022 tarihinde görevsizlik kararı vermesi üzerine 26.12.2022 tarihinde arabuluculuk başvurusunda bulunmuş ve 04.01.2023 tarihinde arabuluculuk süreci tamamlanarak arabuluculuk son tutanağı düzenlenmiştir. Hendek 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının istinaf edilmeksizin 08.02.2023 tarihinde kesinleşmesinden sonra dosya 24.02.2023 tarihinde Sakarya 5. İş Mahkemesine tevzi edilmiştir. Buna göre görevli İş Mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuk başvurusunda bulunularak başvurunun sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile 6325 sayılı Kanun’un uygulanmasındaki amaç ve hak arama hürriyeti birlikte değerlendirildiğinde somut olayda arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği kabul edilmelidir. Aksi yöndeki kabulün hak arama hürriyetinin bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkı ile bağdaşmayacağı açıktır. Görevli iş mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuk başvurusunda bulunularak başvurunun sonuçlandırıldığı gözetildiğinde davanın usulden reddine karar verilerek arabuluculuk ve dava sürecinin yeniden başlatılmasının usul ekonomisi ilkesine de aykırı olacağı ortadadır.

Açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre, eldeki davada arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği kabul edilmeli ve işin esasına girilerek oluşacak sonucu göre karar verilmesi gerekmektedir.

O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VIII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HMK’nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

01.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.